Usul mü? Esas mı?

  
 
Nedense bazı insanların her konuyla alakalı mutlaka bir fikri vardır. Biri soru sorsa, bilmiyorum demek zor gelir o insanlara...
Halbuki bilmiyorum diyebilmek ilmin yarısıydı gerçek alim için... 

    Geçenlerde bir komşumuzda toplandık. Üç aile, bir evin içinde, çaylar içiliyor, güzelce sohbet ediyorduk. Evin sahibi, karşı dairede oturan komşumuz, babam ve ben salonun bir ucunda oturup  sohbet ediyorduk. Salonun içinde koşuşturan çocukların seslerini bastırmaya çalışan ev sahibi, iştahla anlatıyordu ve hepimiz dinliyorduk. Konu hep siyaset düzeyinde ilerliyor, ilkokul mezunu olan ev sahibi, maşallah ağzı iyi laf yapıyordu.

    Laf lafı açtı, konu bir şekilde biraz yön değiştirdi ve komşuluğa geldi. Ev sahibi, komşuluğa olan önemden bahsediyor, arada bana dönüp, '' Komşu komşunun külüne bile muhtaçtır'' gibi özlü sözler söyleyerek kendince bana da nasihat ediyordu. 

    Konu hoşuma gitmişti aslında. Ben de konuya girip Peygamberimizin komşuluk hakkındaki, sünnetinden bahsettim. Babam ve diğer komşumuza yoğunlaşan ev sahibi, onları bırakıp direkt bana dönüp, heyecanlı bir şekilde kendi de Peygamberimizden bahsetmeye başladı. Boş anıma geldi. Ki donup kaldım ve pür dikkat dinlemeye başladım. Önce, söze bıyık altından gülerek başladı; '' Sen üniversite okudun, bunları sizin gibi gençlerin bilmesi lazım. Şimdiki gençler diplomayı alınca okudu oluyorlar.'' 

    Tabii surette hoş karşıladım. Ne de olsa benden yaşça ve tecrübeleriyle önde bir insandı.

    Anlatmaya başladı sonradan;
'' Peygamber efendimizin bir mecusi (ateşperest) komşusu varmış. Bu adam, İslam'a kin tutan, acımasız gaddar biriymiş. Peygamberimize olan kibrinden evinde ne kadar pis olan şey varsa gizlice O'nun evinin önüne dökermiş. Peygamberimiz ise bu pisliklerin onun döktüğünü bilir, fakat hiç tepki göstermeden dökülen pislikleri temizlermiş. Bu durumu gören mecusi adam, hırsından daha da öfkelenerek her gün eline ne geçerse bütün çöpleri  dökmeye devam edermiş.
   
     Yıllar geçmiş, mecusi adam hastalanıp yataklara düşmüş. Peygamberimiz, evinin önüne çöp atılmadığını görünce komşusunu merak edip ziyaretine gitmiş. Yatağında yatan mecusi adam, hastalığına rağmen kaşları çatılmış, sinir küpü halde tavanı izlerken, Peygamberimizin tebessüm ve şevkat dolu bakışlarıyla karşı karşıya kalmış. Yıllardır kendisine eziyet ettiği adam, tüm samimiyetiyle komşusuna ziyarete gelmiş. Ne yapacağını şaşıran mecusi adam, daha fazla dayanamayarak göz yaşları içinde kalmış. '' Senin gibi güzel bir insanın getirdiği din yalan olamaz'' diyerek Müslüman olmuş.

    Gerçekten hikaye çok etkileyiciydi. Ev sahibi komşumuz gerçekten çok şey biliyordu. Fakat bir yandan da kendisine üzülüyordum. Çünkü bu kadar dini bilgisi olup da, ibadetlerini bu kadar aksatan insan tanımamıştım. Sanki din sohbetlerinde güzel kıssalar anlatınca dini borçlarını yerine getirmiş gibi rahatlayan bir tavrı vardı.

    Esas var usul yok. Bir işin sadece esasını bilince usulünü de becerebilir miyiz peki? Becerilemeyeceğini birkaç hafta sonra tekrardan anlamış oldum. Mecusi adamın hikayesini anlatan komşumuz, balkondan yukarı doğru bakarak, üst komşusuna bağırıyordu; '' Yeter artık! Kaç defa diyeceğiz size sofranızı buraya sirkelemeyin! Yeter be Yeterr!''

    Çok şaşırdım doğrusu. İnsan düşünmeden edemiyor işte. Daha birkaç hafta öncesinde komşuluk hakkında methiyeler dizen adam bugün öfkesine yenik düşmüştü. Halbuki ortada büyütülecek bir durum yoktu. Sofrayı sirkeleyen komşumuz, olayın çocukların yaptığını, ortada kasıtlı bir durum olmadığını izah etmişti.

    Bu yaşananların sebebi neydi? İnsanlar niçin sadece işin esasını biliyor, fakat usulde, uygulamada geri kalıyordu?

    Bir insan araba sürmeyi araba imalatını kitaptan okuyarak öğrenebilir. Bu, işin esasıdır. Fakat arabayı en ince ayrıntısına kadar sürmeyi kitaptan okuyarak öğrense de, işin usulünü bilmediği için, yani araba sürmeyi hiç tecrübe etmediği için o arabayı süremez..

    Kur'an-ı Kerim'de geçen namaz ayetleri, namaz ibadetinin esasıdır. Peygamberimizin namazın nasıl kılınması hakkında anlattığı hadisleri ise namaz ibadetinin usulüdür.

    Karşılıklı konuşma esnasında karşı tarafa olması gereken cümleyi direkt söylemek esas olandır. O cümleyi karşı tarafın ruh haline göre gerekli üslup ile söylemek ise usul olandır. (Üslup kelimesi de usul kökünden türemiştir.)
    Bu duruma örnek olarak Taha Suresi 44. ayeti gösterebiliriz; '' Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslup ile söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.''

    İki insan arasında tartışma çıksa, kimin haklı olduğunu anladığın an haklının tarafını tutarsın. Esas olan budur. Diğer bir seçenek ise o iki insan arasında çıkan tartışmada haksızın tarafını tutarsın. İşte bu durum da kendince usul olandır. Çünkü o insan bilir ki, haklı olan insaflıdır, haksızı yatıştırırsa tartışma uzamadan kapanacağını düşünür.

    Anlaşılan o ki, bir işin esasını öğrenen insan, usulünü öğrenemeden o işten fayda göremez.

Ünlü Osmanlı hukukçusu Ahmet Cevdet Paşa'nın da dediği gibi;
'' Usul, esastan mukaddemdir.''

Saygılar...

Yorumlar

Popüler Yayınlar